16.1.09

Bu da, 2009 ajandasının ilk yazısı olsun. Ne de olsa yeni defterlerin, ajandaların, kitapların ve hatunların kendilerine has bir kokusu vardır. Defter yeni, fakat kalemim tekliyor artık. Tam hatırlamıyorum ama altı yıl dile kolay. Benimle her yerde. Neyse. “Hayat çok üstüme geliyor.” diyemem. Bu, hayata bu kadar direnen, didinen insana haksızlık olur. Ben hayatı o kadar az umursuyorum ki, hayatta beni hiç önemsemiyor. Ben buna bozuluyorum sanırım. Önemsenmemeyi hazmedememek. Tumturaklı, evet farkındayım. Ama en azından basit. Neye güveniyorum peki bu kadar? Paşa dedemden kalan mirasıma mı, yoksa babamın otel zincirlerine mi? Tabi ki böyle şeylere sahip değilim. Saçmalıkta tam bu noktada başlıyor. Neye güveniyorsun sorusuna verebilecek hiç bir cevabım yok. Elimde olanların listesi şöyle: -Birer adet anne ve abla olmak üzere birkaç akraba -Bir adet dost -Bir adet fotoğraf makinası -Bir adet kalem (6 yıllık) -Biraz kağıt -Bin civarında kitap Sanırım (eminim) elimdekilerin hepsi bu. Bu malvarlığı tartışmalarına bende katılmak istiyorum ve işte malvarlığımı açıklıyorum. Korkmuyorum sizin gibi. Gerçi o kadar çok malınız var ki bunları hatırlayıp, alt alta yazmak bile aylarınızı alır. Sizlere hak verilmeli elbet. Ben sadece bu listedekilerden ibaretim. Başka bir şeye de sahip değilim. Neye güveniyorsun? İşte bunlara diyemem elbet. Bu liste sadece varlığımı güçlendiriyor, daha fazlası değil. Şimdi bu yazıyı annem okuyacak ve diyecek ki içinden “Oğlum iki tane okul okuyorsun, onlar niye yok listede?” Cevap basit anne: Varlığıma katkıları yok o okulların. Listede nasıl ki yemek yemek, s.çmak, nefes almak yoksa o okullarda olamaz. Bütün bunlar “Canlıların Ortak Özellikleri” –veya insanlığın doğal süreçleri- yani bunlar bizim sabitlerimiz. Eskiden çıkardığım bir denklemi ([link]) biraz daha süsleyecek olursak: İnsan evladı doğurulmaya karar verilir(Şans denen zırva tam burada devreye girebilir ve planlanmamış bir evlattan, gayrimeşru bir piçe oradan yirmi yıl uğraşılmış ve kuluçkaya yatırılmış bir tüpik bebeğe kadar çeşitlendirilebilinir). Sonra yumurta ve sperm bir araya getirilir – oradan doğum – okul – askerlik (sadece erkekler ve bazı ülkeler) (feministler neredesiniz?) (feministim bu arada) – iş bulmak – evlilik – çocuk (dikkat! Bazıları için kısır döngü başlıyor) – ev almak – araba almak – çocuğu okutmak – çocuğu evlendirmek – çocuğa iş için torpil bulmak – toruna bedavadan bakıcılık yapmak- ve müsait bir yerde ölmek. Bu boktan sürecin ne kadar az bir kısmıyla ilişkiye girersem, o kadar var olurum! Şu anda, bu gece, en sevdiğim müzikler, yeni bir defter, eski bir kalem, aklımda hayatım, hayatımda bir adet platonik aşk ve son biram ile yazdığım bu defterin ilk yazısı. Ha birde bugün bi kaç bin kez Nazım’ın “Vatan Haini” şiirini Fazıl Say’ın “Nazım Hikmet Oratoryosu”ndan izledim. Ne Nazım Hikmet gibi bir şiir yazabilirim, ne Fazıl Say gibi çalabilirim ne de Genco Erkal gibi yürekten okuyabilirim bir şiiri. Ben sadece bin kez aynı şiiri okuyup ağlayabilirim, hiddetlenebilirim. Nazım Hikmet’i vatandaşları yapacakmış, berberde örümcek ağlarını hiç elletmeyen kel kafalılar. Bırakınız kalsın. Yeni mi uyandınız, seçim arifesinde? Patlak mahalle borusu mu bu ya da park mı iki kavaklı bahsettiğimiz? Bırakınız. “Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla: Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.” Ayrıca Bkz: Deviantart http://maktul666.deviantart.com/ Facebook Fan Page http://www.facebook.com/home.php?ref=home#/pages/Burak-Cakr-Photography/106041785203 Fotokritik http://www.fotokritik.com/kullanici/BurakCakir Blogs http://kuyufanzin.blogspot.com/ MySpace http://www.myspace.com/burakmaktulcakir

2 yorum:

the sheltering sky dedi ki...

feminizim... unutmadım sözünü . okumaya devam edıyorum konusmak için yeterli mi artık?

MAKTUL dedi ki...

aa ben sözümü unuttum her sözü unutup tutmadıım gibi tamam çalışayım azcık madem gerçi sömestır okua planımı yapmıştım ama nese :P